precipitate a crisis
A1A2B1B2C1C2
/prɪˈsɪpɪˌteɪt ə ˈkraɪsəs/
/prɪˈsɪpɪˌteɪt ə ˈkraɪsɪs/
- 1 bir krizi tetiklemek
Definition (English)
To make a serious situation happen suddenly or sooner than expected.
Example Sentences
-
The sudden collapse of several banks precipitated a crisis that spread rapidly across the global economy.Birkaç bankanın aniden çökmesi, küresel ekonomiye hızla yayılan bir krizi tetikledi.
-
Analysts fear that a sharp rise in food prices could precipitate a crisis in some of the region's poorest countries.Analistler, gıda fiyatlarındaki keskin bir artışın bölgenin en yoksul ülkelerinden bazılarında bir krizi tetikleyebileceğinden endişe ediyor.