polished
A1A2B1B2C1C2
/ˈpɑlɪʃt/
/ˈpɒlɪʃt/
-
1
cilalı, parlak
Made smooth and shiny by rubbing.
-
The polished table reflected the light.Cilalı masa ışığı yansıtıyordu.
-
She wore polished leather shoes.Parlak deri ayakkabılar giymişti.
-
-
2
zarif, kibar, görgülü
Elegant, confident and well-mannered.
-
He has polished manners and always knows what to say.Kibar tavırları var ve her zaman ne söyleyeceğini bilir.
-
The new manager was polished and confident in meetings.Yeni müdür toplantılarda zarif ve kendinden emindi.
-
-
3
kusursuz, özenli, ustaca
Done with great skill and care, with no mistakes.
-
The band gave a polished performance last night.Grup dün gece kusursuz bir performans sergiledi.
-
Her writing is clear, polished and easy to read.Onun yazıları açık, özenli ve kolay okunur.
-