outside
A1A2B1B2C1C2
/ˈaʊtˌsaɪd/
/aʊtˈsaɪd/
-
1
dış, dışarıdaki
On or facing the outer side of something, or not inside a building.
-
The outside walls of the house are made of stone.Evin dış duvarları taştan yapılmış.
-
Turn off the outside lights before you go to bed.Yatmadan önce dışarıdaki ışıkları kapat.
-
-
2
dışarıdan gelen, harici
Coming from or involving people who are not part of a particular group or organization.
-
We may need some outside help with the project.Proje için dışarıdan biraz yardıma ihtiyacımız olabilir.
-
The company invited outside experts to review the plan.Şirket planı incelemek için dışarıdan uzmanlar davet etti.
-
-
3
zayıf (ihtimal), çok düşük
Used in 'an outside chance' to mean very small or unlikely.
-
Our team has an outside chance of winning the cup.Takımımızın kupayı kazanma ihtimali çok düşük.
-
There's only an outside chance that the flight will leave on time.Uçuşun zamanında kalkması zayıf bir ihtimal.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
outside wallsoutside lightsoutside helpoutside expertsoutside intereststhe outside worldan outside linean outside chance
Phrases 9
See all- outside air temperaturen.dış hava sıcaklığı
- outside betn.dış bahis, sürpriz aday
- outside hittern.smaçör, kanat smaçörü
- outside reverse foldn.dış ters katlama
- outsideprep.(-in) önünde, (-in) dış tarafında
- outsideadv.dışarıda, dışarı
- outsiden.dış, dış yüzey
- outside-in trackingn.dıştan içe izleme, dıştan içe takip
- think outside the boxidiomalışılmışın dışında düşünmek, yaratıcı düşünmek