fuzzy
A1A2B1B2C1C2
/ˈfʌzi/
/ˈfʌzi/
-
1
bulanık, net olmayan
Not clear or sharp in shape, detail or sound.
-
The old photograph was a bit fuzzy.Eski fotoğraf biraz bulanıktı.
-
The TV picture went fuzzy during the storm.Fırtına sırasında televizyon görüntüsü bulanıklaştı.
-
-
2
belirsiz, muğlak
Confused or not clearly understood or remembered.
-
The details of the plan are still rather fuzzy.Planın ayrıntıları hâlâ oldukça belirsiz.
-
My memories of that holiday are a bit fuzzy now.O tatile ait anılarım artık biraz belirsiz.
-
-
3
tüylü, yumuşak tüylü
Covered in short, soft hair or fibres.
-
The kitten had soft, fuzzy fur.Kedi yavrusunun yumuşak, tüylü kürkü vardı.
-
She wore a fuzzy pink sweater on the cold morning.Soğuk sabahta pembe, tüylü bir kazak giydi.
-