deduction
A1A2B1B2C1C2
/dɪˈdʌkʃən/
/dɪˈdʌkʃən/
-
1
tümdengelim, çıkarsamauncountable Academic
The use of reasoning to reach a conclusion from known facts or general rules.
-
Mathematics relies on deduction rather than observation.Matematik gözlemden çok tümdengelime dayanır.
-
The detective solved the case by careful deduction.Dedektif olayı dikkatli bir çıkarsamayla çözdü.
-
-
2
çıkarımcountable
A conclusion that someone reaches by reasoning.
-
Her deduction that he had left early turned out to be correct.Onun erken ayrıldığı yönündeki çıkarımı doğru çıktı.
-
I made a quick deduction from the muddy shoes by the door.Kapının yanındaki çamurlu ayakkabılardan hızlı bir çıkarım yaptım.
-
-
3
kesinti, indirimcountable Finance
An amount of money taken away from a total, such as tax taken from pay.
-
After deductions for tax, my salary is much lower.Vergi kesintilerinden sonra maaşım çok daha düşük.
-
You can claim a tax deduction for some donations.Bazı bağışlar için vergi indirimi talep edebilirsin.
-