brow
A1A2B1B2C1C2
/braʊ/
/braʊ/
-
1
alıncountable
The part of the face above the eyes; the forehead.
-
Her brow was furrowed in concentration.Alnı konsantrasyonla buruşmuştu.
-
He wiped the sweat from his brow.Alnındaki teri sildi.
-
-
2
kaşcountable
An eyebrow.
-
She raised her brows in surprise at the news.Habere şaşırarak kaşlarını kaldırdı.
-
The make-up artist darkened her brows with a pencil.Makyöz kaşlarını kalemle koyulaştırdı.
-
-
3
tepenin üstü, yokuş başıcountable
The top part of a hill or slope.
-
The car slowed down as it reached the brow of the hill.Araba tepenin üstüne vardığında yavaşladı.
-
We stopped at the brow of the hill to enjoy the view.Manzaranın tadını çıkarmak için yokuşun başında durduk.
-
Synonyms
Collocations
Phrases 10
See all- brow bonen.kaş kemiği
- brow geln.kaş jeli
- brow liftn.kaş kaldırma, alın germe
- brow penciln.kaş kalemi
- combo brown.kombo kaş
- endoscopic brow liftn.endoskopik alın kaldırma, endoskopik kaş kaldırma
- feather brown.tüy gibi kaş, doğal görünümlü kaş
- nano brown.nano kaş
- ombre brown.ombre kaş, gölge kaş
- powder brown.pudra kaş, gölge kaş