broody
A1A2B1B2C1C2
/ˈbrudi/
/ˈbruːdi/
-
1
kuluçkaya yatmış, kuluçkalık Biology
(of a hen) Wanting to sit on eggs to hatch them.
-
The broody hen refused to leave her nest.Kuluçkaya yatmış tavuk yuvasını terk etmedi.
-
A broody hen will sit on her eggs for about three weeks.Kuluçkaya yatmış bir tavuk yaklaşık üç hafta yumurtalarının üzerinde oturur.
-
-
2
karamsar, kara kara düşünen
Quiet and thinking deeply about something, often sadly.
-
She looked broody after the bad news.Kötü haberden sonra kara kara düşünüyor gibiydi.
-
He sat in a broody silence all evening.Bütün akşam karamsar bir sessizlik içinde oturdu.
-
-
3
çocuk özlemi çeken, bebek isteyen Informal
(of a woman) Wanting very much to have a baby.
-
Seeing her sister's new baby made her feel broody.Kız kardeşinin yeni bebeğini görmek ona çocuk özlemi duyurdu.
-
Many of my friends started feeling broody in their thirties.Arkadaşlarımın çoğu otuzlu yaşlarında bebek istemeye başladı.
-